Nejat İşler’le Birlikte Öykü Yazmaya Var mısın?

Belki inanmayacaksınız ama Nejat İşler’le birlikte öykü yazdım. aracılığıyla

Tepedeki Ev

Şeref tezgahı erken kapattı. Bindiği dolmuşta eski plaklardan bir tango çalıyordu. Hemen yanına bir kadın oturdu. Elinde sıkı sıkı kucakladığı birkaç (Bavul) dergisi vardı. Bir derginin kapağında “tepedeki kiralık ev” yazıyordu. Şeref gözlerini kapadı. “İçindeki sese güven. Mutlak bir ev bulursun be Şeref. Çok düşünme” diye düşündü. Şeref, günlerdir öğrenci kızı ile oturacakları biraz geniş kiralık ev arayıp durmuştu. İlk durakta dolmuştan indi. Kiralık yazan ilk evin kapısını çaldı. Ona kapıyı açan kadın biraz sırıttı. “Olmaz, size nasıl güveneyim? Evi versem on günde harabeye çevirirsiniz. Bir de bekar ve öğrenciye ev falan vermem. Şeref’in içindeki ses; bu şekilde bir ev bulmalısın” diyordu. Kadına, “niye korkuyorsun evi vermekten? Kızım okusun diye de kalkıp ta buralara geldik. Şeref; “içimdeki sessiz çığlıklardan bıktım. Ama aramak ve bulmak kadar güzel ne olabilir? Diye iç geçirdi. Kadını zorla ikna etmişti. Biraz da konuşmaktan onu bıktırmıştı. Kadın onca ısrara dayanamadı. “ Tamam yarın önden kaporayı getir” dedi, suratını yere düşürerek. Vakit bir hayli ilerlemişti. “Peki, sustum. Daha fazla konuşmayalım. Çok sağolun” dedi seslice ve çekip gitti. Ertesi gün işi sağlama bağlamak için ev sahibinin yanına üç defa gidip geldi. Sonunda kiralık ev bulduğuna sevinmişti. Kadınla anlaşmış aynı gün taşınacaktı. Kızına müjdeli haberi verdi. Acele ile toplanmaya başladı. Henüz toplanırken kamyonetçi de gelip kapıya dayandı. Aynı hızla ne varsa araca yüklendi. Çok geçmeden taşınacakları eve gelmişlerdi. Şeref, uzun uzun kapı zilini çaldı. Ev sahibesi, uzunca bir bekleyiş sonunda kapıya açtı. “Ben düşündüm, taşındım, oğluma sordum olmadı. Biz öğrenciyle bekara ev falan vermiyoruz?” dedi pişkin pişkin gülümseyerek. Eşyalarla yüklü kamyonet kapı önünde; Şeref ile kızı şaşkın, öylece kala kalakalmıştı. Şoför öfkelenmişti. Kadına söylenerek direksiyona geçti “Allah’ım insanlar bu kadar kötü olamaz” diye mırıldandı. Şeref ile kızına kamyonete binin. Tepedeki eve gidiyoruz” dedi. Çok geçmeden, yüksek tepede olan bir evin kapısına gelmişlerdi. Kapıyı açan kadın, önceki gün dolmuşta gördüğü, elinde Bavul adlı dergiler olan o güzel kadındı. Şoför yaşadıklarınız anlattı. Gelin; kira falan yok. Ev sizin. Dilediğiniz kadar kalabilirsiniz” dedi. Şeref İle kızı, üstündeki şoku atmaya çalışarak sevinçle kadına sarıldı. Hatice Elveren Peköz

Teze Mezarlarda Çiçekler Açmaz

 

1545103_10201310514229205_765278018_n

Kapıyı usul usul aç, uzak yollardan geldim annem.

Yaşlı mevsimlerin ardından taze bir soluk getirdim senin için.

Sarışın bir yaprak gibi toprağa düştüğün günden beri yastayım.

Teze mezarlarda çiçekler açmaz bilirim.

Taze ağaçlarının soluğundan bir tutam yeşil getirdim annem.

Senle gökyüzü yaldızlı dev bir çerçeve oluverirdi birden!

Şimdilerde adınla kar beyazı eller duaya açılıyor bak.

Oysa toprağa bir gül yaprağı gibi düşmüş taze bedenler kahırlı.

Taze mezarlardan baş uzatarak ağır ağır doğruluyorlar.

Başlar maviye, şiire, gün ışığına hasret!

Ölüm, ataların suskunluğu kadar eski ve sonsuz bir hikaye…

Taze bir düş getirdim hiç doğmamış baharlardan annem.

Yeryüzü, kocaman yasaklı bir bahçe şimdi…

Sanal alemlerin şiir sunağı, allı mavili değil bil.

Baharlara giyinmişken düşlerim, varla yok arası kadar soyut ve yalın.

Şiirlerim denizler kadar gerçek, yeryüzü bahçeleri kadar yeşilde mavi!…

Başını kaldır ben geldim annem.

Şimdilerde kadınlar küllere resimler çizmiyor çocuklarına.

Kimi kadınlar parmaklarının ucuna takmış dünyayı,

Aşk ve özgürlükten dem vurmakta…

Çocukları masalsız ve sığ büyürken, saksılarda yeşermiyor umutlar.

Gri ve uzun eteklerindeki taşları götürüp eskicilere (psikologlara) döküyor.

Kiminin içmeden yağmur mazgallarına dolaşıyor ayakları.

Sıvası dökülmüş, eski güneşli balkonlu evler yok şimdi annem.

Kadınlar betonarme gökdelenlerde mutsuz, saçlarını gün ışığından gizliyor.

Birileri sığ ve ürkek bakışlı kadınların gözlerine mil çekiyorlar.

Ellerinde dünyaya açılan dar çerçeveli pencereleri, (PC) var kimi kadınların.

Dokunmadan, hissetmeden (sanal) konuşuyorlar.

Şiirler, moda ve hazıra konmuş (şablon) üç beş sözcükten ibaret.

Gökyüzü çevresi içine yazıp çizdikleri şiir ve resimler yasaklı…

Yoksun ya yeşiller, maviler yasta annem.

Bir akşam vaktinde sislerin ardında yitip gittin.

Banal bir dünya bıraktın ardında..

Kimi anneler içi kof masallar anlatıp boş gözlerle bakıyor çocuklarına.

İnsanların kimi yapmacık ve sahte…

Birden çok maskeyle dolaşıyor karanlıklarda.

Çocukluğumdan taze bir soluk almaya geldim, uzat ellerini annem.

Parmaklarımın ucuna baba basa yürüdüm geçtiğin yollardan.

Geçmişin tınısından gelen melodiyi bir dinlerken sessizliğe bürünmek…

O kaçınılmaz sonsuzluğa adım adım yürümek gibi.

Ayrılık ölüm kadar hüzünlü, aşk kadar eski bir hikaye.

Teze mezarlarda çiçekler açmaz bilirim.

Mezarlar gül bahçesi, cennetin olsun annem.

Hatice Elveren Peköz

Ekin Tarlaları

 

Ne kışlar, nede yazlar masum değil artık.

Kapital adamın kirli elleri ekmeği bozalı beri,

Korkulu bakışlar ardında yitip gitti umutlarım.

 

Ekin tarlaları kapitalin eline geçeli geceyi un ufak ettim,

O gün bu gündür aç çocukların yalnızlıklarını koynumda idi.

Çocukların çoğu katıksız, kuru ekmek beslemesi..

Oysa namuslu insanlara el-etek açtırmak nafiledir.

Çocuklar duvar diplerinde uyurken, hayallerimi geceye dahil ettim.

 

Ekin tarlaları yalancı, düzenbazın eline geçeli beri,

Çocuk yüreğimin düşleri yitik.

Gördüm ki artık tarlarda hasadı beklemek nafiledir.

Doğal tohumla ekmeğe erişmek bir peri masalı.

Tohumla sevginin  genetiği değişeli beri,

Hilekarın inadına özgür çocuklar büyüttüm.

 

Ekmek ve emeğe göz dikenlerin niyeti belli idi.

Sevgi yoksunu çocukların adına yağmurları damla damla biriktirdim.

Sonra yalansız sözlerden bir demet alıp, gelinlik kızların saçlarına taktım.

Özgür ve başak yürekli gelinler kendi topraklarında cesur ve hür olmalıydı.

Ekin tarlaları kıyısında, unu eleyip duvara astım.

Çocuklar, mavi düşlere uyusun diye yeşile sarıya boyadım tarlaları…

 

Hatice Elveren Peköz

Cemre

Cemreler yeniden düşer toprağa.

Güneş günün eşitlendiği, tanyerinin en şafağında şimdi…

Yaşamın nabzı doğumla ölüm arası bir yerlerdedir.

Güne güneşe gülümsemenin, toprağa tohum atmanın zamanıdır.

Bilirim ki kapıda bahar, hemen yanıbaşımızda nisan yağmurları.

Çok sürmesin HÜZÜNLERİMİZ.

Hemen ardından yaz, deniz, dağ gül gelir.

 

Baharla yeni umutlar düşer toprağa.

İçimizde yeniden yeşermelidir tohum.

Erken kalkıp yollara düşmenin zamanıdır.

Yeni, eskileri giyinmişiz ne fark eder.

İki gülümseyiş, bir hüzün arasıdır YAŞAM.

Hemen ardından yaz, deniz, dağ gül gelir.

 

Cemreler yaşama, tohuma durmuştur.

Baştan sona yağmura güle kesmiştir bahar.

Kardelenler de kışa, SAVAŞA karşı başkaldırır gibi açtılar bak.

Menekşeler öbek öbek…

Şu savaşan, kin nefret kusan insanlar da olmasa,

Dört mevsimi birden giyinirdi DÜNYA…

Şölenler, düğünler, bayramlar kurulurdu sevinç alaylarında.

Hemen ardından yaz, deniz, dağ gül gelir.

 

 

Hatice Elveren Peköz​

 

Gizli Bahçem

Kapılar ardında durup bekler zaman.
Doğan, yaşama gülümsediği an,
Yeşil, mavi bir tutkuya dönüşür..

Hatice Elveren Peköz

 

 

Gizli Bahçem

 

Hiçbir hikaye kusursuz sonsuz değil.

Hayat varla yok arasında gizli bahçemdi.

Her şey ailemin kurguladığı bir oyundan ibaretti.

Ve herşey onlar için..

 

Hayat kocaman bir şatodan ibaret…

Doruklarda kurulur ve bütün ihtişamıyla bekler bizi.

Her kapısı gizli bir bahçeye açılır,

Her odası açıklanamayan sırla dolu kitap gibidir

Her sayfası ayrı bir kapıya, ayrı bir dünyaya açılır.

 

Mutluluk bazen çok yakınımızda durur.

Bazen de kaf dağının ardında, anka kuşunun kanatları arasında gizli…

Hayatta herkes biraz suçlu ve herkes biraz kurbandır

Ve hiç kimse kusursuz değil

Kimse yüzündeki masumiyeti gizleyemez aslında

Gözler parmak izi gibidir, baktıkça ele verir.

 

Herkesin gizli bir bahçesi vardır içinde dünyaları gizleyen.

Ne kışlar nede yazlar süresiz değil.

Her hikaye gizli bir umut taşır yüreklerde.

Binbir imge taşır ve alıp ta ötelere götürür.

Mutluluğa açılan her kapı ışık tutar geçmişten geleceğ..

 

Herkesin umuda bağlı gizli bir bahçesi vardır aslında

O bahçeler ki bir o kadar da mahrem, bir o kadar kusursuz..

Hayat coşkulu akan berrak bir nehir gibidir.

Sonsuza dek bekler bizi.

Ve her şey varla yok arasında.

Gün ışığı gibi şeffaf ve ortada…

 

Hatice Elveren Peköz

AKDENİZ KADAR MAVİ         

 

İçim kanatlı sevinçlerde bu gün.

Akdeniz ise mavide…

‘Susma’ dedi yüreğim.

Durma, bağır çağır seslice.

Koş koşabildiğin kadar.

Gücün, soluğun yettiği yere kadar “sev” diyordu.

 

Akdeniz sevdalı kızlar gibi başı dalgalı bugün.

Yüreğimde bir sevgi ormanlar kadar büyür.

Bin bir tohum filizlenir, kök salar toprağın özüne.

Maviden yedi renk uçururum.

Akdeniz yediveren çiçekler açtırır yüreğimde

Gökyüzü kadar mavi,

Türkiye’m kadar sevdalı…

 

Hatice Elveren Peköz

O Evin Yalnız Köşeleri

 

Mevsimlerden sonbahardır artık

Gitmek ve kuşlarla yollara düşmek zamanı…

Giderken hazan mevsiminde sarı yapraklar onun rengi olur

Ayrılık ısısız limanlarda pusuda bekler onu…

Evlerin yalnız kapıları kapanırken, o bakire kızların gelinlikli hayalleriyle süsler dallarını

Allı tüllü düşlere uyuyup uyanırdı

Gençliği bir serap gibi akıp giderken avuçlarından, çocuklara gülümseyemez

Akşamları sakladığı allı tüllü gelinliğini duvarlara asar, gün doğmadan bohçalara sarıp sarmalayarak küflü sandıklara saklarıdı

Ağladığını göstermezdi hiç

Issız limanlarda gemilere el salladı sessizce

Yüreğinden kalkan trenler hiç bilmediği şehirlerden geçerken, sevda, umut taşır

En onmaz düş kırıklıklarında bile, bir kuş gelip penceresine konuverir

Gün batımında hayalleri yel değirmenlerin gölgesinde uzar gider

Topraklar suya kanarken, karayel üşütmez ellerini

Ömrü takvimlerden yaprak yaprak düşerken, şiirler şarkılar onun gölgesinde ıssızlaşır

Bilir ki sarı yaprakların konfeti eşliğinde tüm radyolarda bir sonbahar şarkısı çalıyordur

Ve tüm bakire kızların küflü sandıklarında gizlidir hayalleri

Sandıklar ve kapılar açılmamak üzere birer birer kapanırken, geceleri tüm bakire kızlar adına o evinin yalnız köşelerinde mumlar yakardı

Sona varışlarda, evlerin yalnız köşelerinde şiirler sessiz şarkılar dilsiz olur

Şarkılar günbatımında maviye karşı söylenirken, o umutla beklerdi…

 

Hatice Elveren Peköz

Aforizmalar

 

Güne mavi yeşil düşlerden uyanırım.

Kuş cıvıltıları tüm seslerden öteydi. 

Deniz çağırır, ona giderim.

Çantamda kitaplar, notlar, şiirler dalga sesleri vardı

Yaşam bir dalga boyundan ötelerdeydi.

 

Nedense hep aynı ağacın altında buluyorum kendimi.

Bir karenin içinde, hayatın dışımda olan herşeyi görmekti.

Başka ağacı seçmek ona ihanet olurdu.

Mavi ile gri arasında gibip gelirken,

İçimdeki maviye düşkün çocuk “pes” diyordu.

 

İçimde bir dalga boyu yeşil, bir tutam mavi vardı.

Milattan önce ve sonrasında kalan ne kadar kötülük varsa götürüp eskicinin (Psikolog) eteklerine döksem diyorum.

Duysa mavi çığlıklarımı muhtemelen sonsuza kadar susardı

Yada yeşile olan tutkunun lüzumsuz sadakatten olduğunu düşünür.

 

Hayatımda ani değişiklikler yapacak cesaretim yok artık.

Korkmaktan korkuyorum.

Her dalga sesinde afromizma aramanın gereği var mı?

Eskici, nereden bilsindi,maviyle yeşili milyon defa anlamlandırdığımı?

Gözlerini mavi ufuklara dikmiş, dalıp gitmişti.

“Arkana aldığın manzara ile kendini tamamlıyorsun” dedi usulca.

Pekala, içe dönük mutluluklar yaşaşamak mümkündür diyerek haykırdım.

 

Eskici konuşurken tüm renkler birer gül yaprağı gibi cümlelerden bir bir düştü.

Ötelerde, bir martı havalanıverdi birden.

İçimdeki sesler yeşilli çağırır, maviye giderdi.

 

Eskici, “var olduğun kare mutlak gerçektir” der ve giderdi.

Bu bir ağaç da olsa; insanın çağıranı varsa, o yere gitmek kaçınılmazdı.

Onca yeşilin içinden bir mavi ile o ağacı seçerdim.

Ya da o beni seçmiş ve çağırmıştır mutlak.

.

 

Hatice Elveren Peköz

 

Kötücül Soyu

 

Ey karanlığın kötücül soyu,

İstemem, alın götürün karanlıklarınızı.

Gidin ve kirli ellerinizi çocukların ceplerinden çekiniz!

Yeter ki ülkemin çiçekleri solmasın.

İnsanca yaşamak adına, çocukların adına gül diker gül eylerim

Ondan gülün adını sevgi koydum, umut koydum bütün çocukların adını

Tek suçumsa, karanlık ve çirkefliğinize karşı direnmekti

Karanlıklarınızın adına, çiğnetmem gül bahçelerini.

Yok olun, çekip gidin karanlık düşlerinize geri.

 

Ey kötücül karanlığın yoz oğulları!

İstemem merhametinizi, karanlıklar size kalsın.

Siz sarayı-köşklerinizde şehvu-sefa içindeyken,

İnsanı Tanrılaştırmanın anlamsızlığını elbet bir gün siz de anlayacaksınız.

İstemem, o yoz büyüklüğünüzün içinde yok olsun kibirliğiniz!

Kapıma çarpı, yüreğime neşterler atarken soysuz sevgisizliğiniz,

Bilin ki, yediğiniz yetim çocukların hakkıdır!

Yoz ve doyumsuzluğunuzla gül yanar, yürekler kanar…

Ama oğullarımla, kızlarımın ekmeğime göz dikmişliğinizi affetmem!

Sığ, ikna odalarınızın karanlığını yüzünüze çarpar giderim!

 

Ey sevgisiz, kara yürekli, talancının oğulları!

Yeddi ceddiniz de kötülüğün dehlizinden gelir.

Ama Allah şahit ki, yoktur şu gökyüzünün altında haramcıdan daha kötücül olan!

Bırakın, terk edin sevgilere uyanan köylerimi…

Yüzünüzden ana gülü, süt kuzusu çocuklar toprağa düşerken,

Dal boylu delikanlılar sokak ortasında katledilirken bir bir,

Neden körü körüne kurbanlar verelim? Ha neden…?!

Ondan sizin soluduğunuz yollardan geçmem hiç.

Nefesiniz ölü yiyicilerin kokusuna benzer.

Çekip gidin şehirlerimizden, istemem…

 

Hatice Elveren Peköz

 

Yoksan

 

Ey Deniz,

Bakıra çalan göğün maliliğinde yoksun!

Varla yok arasında,

Bilinmezlerin ötesindeyim.

Sensiz çocuk düşlerimi saltığa çıkardım, bil!

Yoksan, ölüm çok yakınımdadır.

Yoksan, mavi düşlerim İlk fırtınayla yollara düşecektir.
Şimdilerde hayatın çok uzağında,

Mavi’sizsim..

Bil ki bu şehir Mavi’ye tuzaklar kurmuştur.
Yoksan mavisiz, yaşamıyorumdur.

Yoksan, her şeyin ortasındayım Hiç’liğin.

 

Hatice Elveren Peköz

***

Olsun.

Şaiirler aşkla özgürlüğe kanat çırparken,

Doksanların gül renkli mevimlerinde çocuklar ana rahminde bir GEZİ destanı yazıyordu.

Çığlık çığlığa ve direngen..

Çocuklarla şaiirler karanlıklara kilit vurduğu günlerde,

Bir korku, bir telaş düşmüştü kötünün yüreğine

Şairlerle çocuklar biliyordu ki,

Karanlıkla, kindarın oğulları gidici..

 

30 Mayıs 2013 Perşembe    H. E. Peköz