Çocuktuk


Masumduk hepimiz.
Analarımız yün ve pamuklara sarıp sarmalarken bizi,
Sokaklara ilk kar düşerdi.
Ninelerimizin anlattığı masallarının başkahramanı olurduk.
İyiler kazanır,
Kötüler cezalandırılır,
Çok sürmezdi, hilekarlar hep kaybederdi.
Ne güzel çocuklardık öyle.
Bazen, Hayriye Teyzenin eriklerinden aşırır,
Neziha Halanın çiçeklerini derleyip öğretmenimize götürürdük.
Onlar ise çoğu kez görmezden gelirdi.
Bazen de ellerinde birer sepet yemişleriyle yolumuzu beklerdi.
Gülümseyen yüzleri vardı ve hiç olmadığı kadar hoşgörülüydü.
Büyüklerimiz manav ve kasaba giderken,
Bizler Bakkalcı Mehmet Amcadan alışveriş yapardık.
Çocuktuk,
Ve bir gün birden bire düş bitti.
İlk önce erik, kayısı, incir, üzüm ağaçları dalında kuruyarak çürümeye yüztuttu.
Ardından Hayriye Teyzenin erik ağaçları yerinden söküldü.
Neziha Halanın gül bahçesi talan edilerek bozkıra dönmekteydi.
Çok sürmedi.
Yerine koca koca beton binalar dikildi.
Hayriye Teyze ile Neziha Hala, beton yığınları arasında köşeye sıkışmışlardı.
Toprak kerpiçli evlerinde, bir süre yaşama tutunmaya çalıştı.
Direndi.
Çok sürmedi.
İkisi de bir hafta arayla hayata gözlerini yumdu.
Oysa hayata yeni yeni göz kırpan çocuklardık.
Aynı sıralarda gül yüzlü öğretmenlerin çoğu şarka sürüldü.
Yılların imamı görevinden alındı ve yerine başkası geldi.
Çok sürmedi.
Okula dili başka, sözü başka tepeden inme adam ve kadınlar getirildi.
Çoğunun yüzleri soğuk ve asıktı.
Eğitimden çok işleri güçleri siyaset yapmaktı.
Derken siyaset ilkokul sıralarına kadar indi.
Yeni gelen kadın ve adamların (öğretmen) çoğu şehre yabancı gibiydi.
Niyetleri söylemlerinden belliydi.
Halkın değil birilerin adamıydı gibi belli bir misyon üstlenmişlerdi.
İlk önce mahalleyi kendi arasında kutuplaştırmakla işe başladı.
Kimi onları benimsiyor, kimi bunların niyeti belli diyordu.
Çok sürmedi.
Büyüklerin çoğu gülmeyi unutmuş, kente garip ve gergin bir hava yayılmıştı.
Küçüğüyle büyüğü, birbiri arasında onlarca ayrı fikre bölünmüş,
Kılık-kıyafeti değişmişti.
Derken büyümüştük.
Hayata umutla bakan genç çocuklardık.
Aynı sıralarda, zeytin ve portakal bahçeleri birer birer sökülürken,
Yeşilin akciğerlerine mantar gibi beton yığınları yükselmekteydi.
Mahalle ve şehirlerin havasını katran karası fabrika dumanları sarmıştı.
Aynı sıralarda Bakkalcı Mehmet Amca hayatını kaybetti.
Sahillere termik santraller kurulurken,
Bakkalın yerinde dev bir AVM dikiliverdi.
İhale ortaklarından birileri yeni gelen imam ile öğretmenlerdi.
Çok sürmedi.
Çoğu görevinden istifa etti ve siyasete girdi.
Yeni ve masum çocuklar büyüyordu ki…
Çok sürmedi.
Mahalleli gibi, şehir halkının çoğu kendi topraklarında yabancı olmuş,
Kendi yurtlarında sığınmacı konumuna düşmüştü.

Hatice Elveren Peköz

 

 

 

 

 

&&&&

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s